
Tarih öncesi dönemlerde Sibirya’nın soğuk topraklarında yaşayan avcı-toplayıcı topluluklar, bilinmeyen bir düşmanla karşı karşıya kaldı: Yersinia pestis bakterisi. Binlerce yıl önce meydana gelen ani ve kitlesel ölümlerin ardında yatan en eski veba izleri, Baykal Gölü yakınlarındaki mezarlıklardan çıkarılan antik DNA ile gün yüzüne çıkıyor. Bilim insanları, bu bulguların vebanın insanlık tarihindeki yıkıcı etkisini ilk kez somut verilerle kanıtladığını belirtiyor.
Baykal Gölü Mezarlıklarında Yapılan Kazılar
Kopenhag Üniversitesi’nden paleogenetik uzmanı Doktor Frederik Seersholm öncülüğündeki ekip, dört farklı mezarlık alanında 42 bireye ait kemik örneklerini inceledi. İncelemeler sonucunda 18 iskelette Yersinia pestis bakterisinin izlerine rastlandı. Kemiklerde darbe veya savaş yarası bulunmaması, ölümlerin tek nedeninin bakteriyel enfeksiyon olduğunu ortaya koydu. Karbon tarihleme çalışmaları, bu trajedinin iki ayrı dalga halinde gerçekleştiğini gösterdi: ilk dalga 5.520-5.265 yıl önce, ikinci dalga ise 5.315-4.235 yıl önce yaşandı.
Çocukların Bağışıklık Sistemini Çökerten Süperantijenik Toksin
Oxford Üniversitesi’nden Doktor Ruairidh Macleod, mezar düzeninin salgının yayılım hızına dair önemli ipuçları verdiğini açıkladı. Aile fertlerinin yan yana gömülmüş olması, bakım sırasında bulaşma ihtimalini güçlendiriyor. Genetik analizler, ani ölümlerin özellikle 8-11 yaş arasındaki çocuklarda yoğunlaştığını netleştirdi. Bilim insanları, bakterinin yapısında bulunan YPM adlı süperantijenik toksin geninin çocukların savunma sistemini tamamen çökerttiğini tespit etti. Bu keşif, tarih öncesi veba türlerinin öldürücü gücünü ilk kez genetik verilerle kanıtladı.
Dağ Sıçanları ve Hastalığın Bulaşma Yolları
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu, hastalığın insanlara nasıl bulaştığı sorusuna yanıt ararken ortaya çıktı. Uzmanlar, günümüzde de dağ sıçanlarını vebanın doğal taşıyıcısı olarak işaret ediyor. Sibirya’da bu kemirgenlerin kürkünü kullanan veya etini tüketen yerel halk arasında hâlâ enfeksiyon vakaları görülüyor. Antik avcı-toplayıcı toplulukların dağ sıçanlarıyla sıkı bağlar kurduğu, hatta hayvan dişlerini kolye ve mezar hediyesi olarak kullandığı biliniyor. Bu bulgular, vebanın çıkış merkezinin Orta Asya ve Güney Sibirya düzlükleri olduğu teorisini güçlendiriyor.
Genetik Verilerin Tarih Öncesi Salgınlara Işık Tutması
Antik DNA çalışmaları, tarih öncesi toplulukların salgınlarla nasıl başa çıktığını anlamak için güçlü bir araç haline geldi. Baykal Gölü bulguları, yüksek ölüm oranlarının yalnızca savaş veya doğal afetlerden değil, bakteriyel enfeksiyonlardan da kaynaklandığını kanıtlıyor. Araştırmacılar, bu verilerin gelecekteki salgın modellerini anlamada da kritik rol oynayacağını vurguluyor. Genetik şifrelerin çözülmesiyle, geçmişteki kitlesel ölümlerin ardındaki gerçek nedenler artık daha net ortaya çıkıyor.
